Ahlağın İbneliği
Ahmet, hak yememeyi babasından öğrendi. Bu, erdemli bir insan olması için öğretilen ahlak kurallarından biriydi.
Ahmet belki de çocuk yaşındaki zihninde bu kuralı sorguladı: "Neden hak yememeliyim?" Cevap aslında basitti. Sen kimsenin hakkına girmezsen, toplumda genel olarak kimse kimsenin hakkını yemezse, burada çıkarı olan yine kendisi olacaktı. Bu düzen herkese yaradığı gibi ona da yarıyordu. Çok doğru, çok mantıklı duruyordu.
Ahmet elinden geldiğince babasından öğrendiği bu kurala riayet etti. Sırada kimsenin önüne geçmeye çalışmadı. Trafikte en soldan gidip sağa dönüşte bilerek hiçbir arabanın önüne girmedi. Sahibi olduğu şirkette çalışanlarının maaşını ayın ilk günü değil, olması gerektiği gibi ayın son günü mesai bitiminde yatırdı; sigorta primini eksiksiz ödedi. İnşaat sektöründe faaliyet gösteriyordu, devlet ihalelerine hakkıyla girmek istiyordu. İki kızına da bu değeri en derin şekilde öğretti. Küçük kızı bu sene üniversite sınavına girecek, harıl harıl çalışıyor, hakkıyla başarılı olmak istiyor. Büyük kızı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmiş, parlak biri olarak biliniyor; o da bu sene hâkimlik mülakatına girecek.
Ama Ahmet'in çok acayip bir sorunu var: Türkiye'de yaşamak. :D
Şimdi biraz nefes alalım, biraz düşünelim. "Hak yememek" gerçekten günümüzün ahlak değeri mi?
Ahmet'in küçük kızının, sınav sorularının çalınabileceğini düşünmesi bile — sadece düşünmesi bile — bu ahlak kuralına küçük bir çekiçle vurmaktır. Sorular gerçekten çalınıyorsa, bu artık balyozla vurmaktır. Daha da bitmedi: soruları çalanlar bundan bir "hak" kazanıyor ve bu bir süre böyle devam ediyorsa, balyozla girdiğimiz o değer artık un ufak olmuştur. Geçmiş olsun; yeni ahlak normumuz hayırlı olsun.
Bunu detaylandırmaya gerek yok. Bu, evrimin en önemli parçası: adaptasyon. Sadece insanoğlu değil, yaşamın kendisi adaptasyon ister.