Kapılar
Bu yazı mistik bir sır taşımaz. Kimseye bir şey satmaz, bir şey vaat etmez, bir şey öğretmez. Bir iddiası yoktur. Sadece hatırlatır. Çünkü internet çağında bilgi çoğalır, dikkat dağılır. İnsan her şeyi bilir. En önemli soruyu unutur.
Hatırla
Hatırla
- Kalabalık bir sofrada, herkes gülerken içinden “Ben buraya ait değilim” dediğin o akşamı.
- Çok sevdiğin birinin tek bir haraketiyle dünyanın başına yıkıldığı o anı.
- Gündüz ettiğin kavganın, gece kendi içinde devam ettiği saatleri.
- Hastalandığında “Neden hep benim başıma geliyor?” diye sorduğun zamanları.
- Birini kaybedip, kimseye anlatamadığın acısını hala içinde taşıdığın yılları.
- Herkesi anladığını düşünüp, aynaya baktığında kendini tanıyamadığın sabahı.
- Herkesin işi yolunda giderken seninkinin neden gitmediğini düşündüğün dönemi.
- Uzun süre kızdığın birine artık eskisi kadar kızmadığını fark ettiğin akşamüstünü.
- Çok arzuladığın bir şeye kavuşup, hevesinin ne kadar çabuk geçtiğini farkettiğin günü.
- Ve hiçbir sebep yokken içinde büyüyen o soruyu: “Ben kimim? Neden bu dünyadayım?”
Bu anlar insana tesadüfen gelmez. Bu sorular insanlık tarihi kadar eskidir: Dün soruldu, bugün soruluyor, yarın da sorulacak. Her soran cevabı arayandır ve sonunda onu kendi yolunda bulacaktır. İşte bu cevaplar; insanın kendine, diğer insanlara ve evrene bakışını değiştiren kapılar olur.
İnsan; başkalarıyla birlikte yaşayarak öğrenir. Bilgiyi alır, üzerinde düşünür, kendi bilinciyle doğru mu yanlış mı olduğuna karar verir ve seçer.
İnsan seçim yaptıkça deneyim biriktirir, hayatına devam eder, tercih yapar, hayal kırıklığına uğrar ve öğrenir. Her gerçek hayal kırıklığı, hayatın insana hazırladığı bir imtihan olarak gelir. İnsan öğrenmeli ve yoluna devam etmelidir.
Kapılar hayal kırıklığıyla gelen öğrenmeyle açılır. Dünya hep aynı kalır, sadece insanın bakışı ve kelimelerin anlamı değişir.
İnsan; başkalarıyla birlikte yaşayarak öğrenir. Bilgiyi alır, üzerinde düşünür, kendi bilinciyle doğru mu yanlış mı olduğuna karar verir ve seçer.
İnsan seçim yaptıkça deneyim biriktirir, hayatına devam eder, tercih yapar, hayal kırıklığına uğrar ve öğrenir. Her gerçek hayal kırıklığı, hayatın insana hazırladığı bir imtihan olarak gelir. İnsan öğrenmeli ve yoluna devam etmelidir.
Kapılar hayal kırıklığıyla gelen öğrenmeyle açılır. Dünya hep aynı kalır, sadece insanın bakışı ve kelimelerin anlamı değişir.
Kapılar bir çember çizer. Hiçle başlar, hiçle biter:
Hiç (0. Kapı): Henüz kimsenin “ben” demediği yer.
Ben (1. Kapı): İnsanın kendine benzeyene ben dediği yer.
Ben-Sen (2. Kapı):İnsanın kendine ben dediği yer
İyi-Kötü (3. Kapı): İnsanın anlamaya başladığı yer
Hiç (0. Kapı): İnsanın yok olduğu yer
Herkes (1. Kapı): İnsanın var olmak için geri döndüğü yer.
Hiç (0. Kapı): Henüz kimsenin “ben” demediği yer.
Ben (1. Kapı): İnsanın kendine benzeyene ben dediği yer.
Ben-Sen (2. Kapı):İnsanın kendine ben dediği yer
İyi-Kötü (3. Kapı): İnsanın anlamaya başladığı yer
Hiç (0. Kapı): İnsanın yok olduğu yer
Herkes (1. Kapı): İnsanın var olmak için geri döndüğü yer.
Kelimeler kapının kendisi hiç değildir, olsa olsa birer işarettir ve yolu ancak anlatabildikleri kadar anlatırlar. Hazır olan, eksik kalanı kendisi tamamlar ve yahut kelimelerin gücüne kendisini bırakırlar.
HİÇ (0. KAPI)
HİÇ (0. KAPI)
Henüz kimse “ben” demez.
- Ben demeden önce ne vardı?
BEN (1. KAPI): Doğum
İnsan günahsız doğar. Doğduğu çevreden kim olduğunu öğrenir. Aynı düşünceyi taşımak, aynı görünüşe, aynı kültüre ve aynı inanca sahip olmak, akraba, kardeş, arkadaş ya da eş olmak karşıdakine duyulan güveni büyütür. Bize benzeyen, bize iyi insan gibi görünür.
Bu duygu bir de ters yüzünü taşır: Bize benzemeyen, kötü görünür. Bizim gibi düşünmeyen biri, zihnimizde bir alarm çaldırır.
Bu metni okuyan “Ben böyle biri değilim” der. Çoğu insan da bu konuda samimidir. Ama her insanın bazı konuları vardır ki, orada kendini ne kadar haklı hissederse o kadar çok öfkelenir.
- Hangi konuda biri seninle aynı düşünmediğinde içinde bir alarm çalıyor?
- En çok güvendiğin insanları düşün. Seni onlara bağlayan şey ne?
BEN-SEN (2. KAPI): İlk Uyanış
İnsan, çok sevdiği birinden unutamayacağı bir olay yaşar. Bu kişiye tokat gibi gelir. Dünya yalan görünür. Herkes yalan söyler, herkes kendi çıkarı için yaşar. İnsan, kişileri iyi insan ve kötü insan diye ikiye ayırır.
Kimi, insanlara güvenemez. Kimi de kendi çıkarını korumaya başlar. İki duyguyu aynı anda yaşayan kişi, cennete benzeyen bir cehennemde yaşar.
Bu kapıdan geçen çok önemli bir eşiği atlar ama yolunu kaybedebilir. İçinde hep aynı his dolaşır: “Hep bir şeyler eksik.” İnsanı savuran tam olarak bu eksiklik olur. Savrulan insan da bir şeylere bağlanır.
Bağımlılık yalnızca kötü şeyler değildir. Bir şeyden kaçmak için tekrarlanan her iyi şey de bağımlılığa dönüşür ve insana yönünü unutturur. Belki de bazılarınız mutludur.
İnsan, herkesin neyi neden yaptığını anlar. Ama kendini hala anlamaz.
- O yaşadığın hayal kırıklığından sonra kendine ne söz verdin?
- Şu an kendinden kaçmak için kime, neye sarılıyorsun?
- Birşeye sahip olduktan sonra mutluluğun ne kadar sürüyor?
- Herkesin niyetini çözdüğünü düşünürken, kendi niyetine en son ne zaman baktın?
ZITLIKLAR (3. KAPI): İkinci Uyanış
İnsan, aynı kişide hem iyiliği hem kötülüğü görür. Aynı insan, bakılan yere göre hem iyilik, bakılan yere göre hem de kötülük yapabilir. Böylece “iyi insan” ve “kötü insan” diye bir ayrımın olmadığını yavaş yavaş anlar. İyiliği de kötülüğü de her insan içinde taşır.
İnsan bir zamanlar kırıldığı insanları anlamaya başlar. Onları olduğu gibi görür, çünkü yaratılışlarının böyle olduğunu farkeder. Ve affetmeye başlar.
Bu uyanış ilki gibi tokat atmaz. Ilık bir rüzgâr gibi gelir ve ferahlatır.
Ama bir şeyi unutmamak gerekir: Birini, kendi büyüklüğünü göstermek için affetmekle gerçekten affetmek arasında, aklın almayacağı kadar büyük bir fark yatar.
- Affederken kendini büyük hissediyor musun?
- Senin kötü dediğin biri, kendi hikayesinde kimin iyisi?
- Sevdiğin insanları seni mutlu ettikleri için mi seviyorsun yoksa kendileri oldukları için mi?
- Başkasında nefret ettiğin özellikler acaba senin içinde olabilir mi?
HİÇ (0. KAPI): Ölmeden Ölmek ve ya Miraç
Bu hâl gibi yaşanır. Burada kimse uzun kalamaz.
Kapıların getirdiği bakış belli bir noktaya odaklandığında, insan kendine her zaman yaptığı gibi en önemli soruyu sorar:
Ben kimim?
Bu soru "var" olmaya dokunur. Bu yüzden verilen her cevap, yeniden "var olma" çabasına dönüşür. Ama bu soruya gerçekten hazır olan, cevabı bir "yok" oluş hikayesinde bulur.
İnsan, öfkelendiği, haklı olduğuna inandığı her konuyla tek tek yüzleşir. Ve tek tek yok olur. Her cevap bir yok oluştur. Her yok oluş ona Rabbini biraz daha tanıtır, nefsini biraz daha eritir. Ezilir. Ezilir.
Ve ölür.
Sonunda ölen, gözlerini açar; Gökyüzündedir. “Ben kimim?” sorusunun cevabını kendisi vermez. "O" verir. Bilinmesi gereken her şey o an ruha üflenir. Kalp gözü açılır. Kaderin ne demek olduğunu bilir. Allah insan için bir inanç konusu olmaktan çıkar ve gerçekliğe dönüşür.
Ve insan, yeniden var olmak için 1. Kapıdan herkes olarak geri döner. Böylece döngü tamamlanır.
- “Ben kimim?” sorusuna verdiğin cevaplar gerçekten sen misin, yoksa bir rol mü?
- Hangi gerçekliğinden vazgeçersen biraz eksilirsin?
- Kimse görmese de vazgeçebileceğin bir “ben” var mı?
HERKES (1. KAPI): Ölümden Dönüş ve ya Şahitlik Etmek
İnsan, iyi ve kötü dediği şeyin durduğu yere göre değiştiğini burada tam olarak kavrar. Durduğu yer onun bakış açısını oluşturur, ve etrafında sayısız başka bakış açısıyla beraber birlikte yaşar.
İnsanların ona kötülük gibi gelen çoğu şeyi, ona kötülük olsun diye yapmadığını burada görür. İyilikleri de aynı gözle görür.
Bunu gören için dünya gerçek bir cennete dönüşür. Gerçekten istediği şeyi alabileceğini burada çok iyi bilir. Aklı gökyüzünde kalır.
Yolun en tehlikeli yeri de tam bu yüzden burası olur. Her şeyi anlayan ve istediğini alabileceğini bilen nefs, kendini her şeyin sahibi sanmaya burada en çok yaklaşır. Bu basamakta insanı tek bir şey korur: Bütün bunları bildikten sonra bile teslim olmak. İslamiyetin özünün özü burada yatar.
- Sana yapılan en büyük kötülük, gerçekten sana mı yapılmıştı?
- Teslim olmak sana yenilgi gibi mi geliyor, kurtuluş gibi mi?
----------------------
Bir bakış açısının zamanına göre, 20 milyar yıl sonra:
Evrenin oğulları uyanır ve “Neden buradayız?” sorusunun cevabını alır.
Tamda o an başka bir bakış açısının zamanına göre,
Hazine uyanır. “Demek ki bunun için buradaymışım.” der.