← Tüm yazılar

Kedilerim

Sırrı ve Sürayya, benim kedilerim. Hayatta en çok bilgiyi onlar sayesinde öğrendim — benim en büyük iki öğretmenim.
Kediler hala tam anlamıyla evcilleşmemiş, yarı evcil kalmış avcı hayvanlardır. Onlarla aramızdaki tek ilişki bir güven ilişkisidir. O yüzden onlar istemeden asla onları sevemeyiz. Kedi istemezse hiçbir şey yapamazsınız; bunu bütün kedilerle yaşayanlar bilir. Bir kedinin sahibi asla olamazsınız. Ancak onun güvendiği bir varlık olabilirsiniz.
Her kediyle yaşayan bilir: size hiç saldırmazken bir arkadaşınız gelir, kedi ona size hiç yapmadığı bir yırtıcılığı yapar. Çünkü o hâlâ evcilleşmemiş bir hayvandır. Bazılarımız için bu, nankörlükten başka bir şey değildir. Çünkü böyle düşünenler her şeyi çıkar için yapabilme potansiyeline sahiptir: "Ben kediyi besliyorsam kedi beni sevmeli" çıkarcılığı. Ve sevmiyorsa da nankörlük yaftası.
İspat edemem ama eminim, kediler tanrıyla birlikte yaşıyor — tıpkı evcilleşmemiş diğer bütün hayvanlar gibi. Kimi insanlar şaklaban köpekleri sever — insana en çok benzeyen köpekleri. Ve bir hayvan insana ne kadar benziyorsa, tanrıdan o kadar uzaklaşmış olur.
Sırrı kucağıma gelip kendini sevdirdiğinde, şüphesiz emin olduğun bir şey vardır: gerçekten seni sevdiği için o an oradadır. Kucağındadır. Gerçekten sevgi duygusunu hissetmek ve hissettirmek için oradadır. Hiçbir çıkarı olmadan. Hiçbir faydasını düşünmeden. Hiçbir yalakalık yapma ihtiyacı duymadan — "şurada biraz kendimi sevdireyim de bana mama versin" beklentisi olmadan. Arka planda hiçbir arzusu, hiçbir isteği olmadan.
İnsan olarak bunun ne kadar muhteşem bir şey olduğunu anlamak zaman alıyor mu?
İşte tam bu yüzden, bu bende insanın nasıl iki yüzlü olduğunu yüzüme tokat gibi çarpıyor. Bir insan, çıkarı olmadan birini gerçekten sevebilir mi? En kötü ihtimalle, "beni sevsin diye" seversin. Bu, cennetten kovulma değilse nedir?
Onlar benim en büyük öğretmenlerim. Onları çok seviyorum.