← Tüm yazılar

çocuk

Çocuğum yok. Bu bir eksiklik mi, yoksa başka bir pencerenin açılmasına sebep olan bir durum mu? Bu yaşım itibarıyla emin olamadığım bir düşünce. İlerde belki fikrim bir yöne doğru kayar. Ama şu an için pencerenin açılması tarafına daha yakınım.
Türkiye'yi dolaşırken kardeşim her an doğum yapabilirdi. Motor üstündeyken zihnimin bir köşesinde hep bu bilgi vardı. Bu düşünce enteresan, çünkü ilk defa çekirdek aile içinde yeni bir zihin filizlenecekti. Bu düşünce çok garip.
Neyse ki yeğenim her an sürpriz yapabilir diye gezimde çok uzağa gitmeyeyim düşüncesi oluştursa da, tam zamanı geldiğinde doğdu. O doğacak diye yavaş yavaş memlekete giderken, tam Antalya'ya girdiğim saatlerde, sanki dayısını bekliyormuş gibi dünyaya gözlerini açtı.
Tabii ki 7/24 yanında değilim, hiçbir çocuğun büyümesinde yanında olmadım. Ama bir sürü arkadaşımın çocuğu büyürken şahit oldum. Herkesin ortak bir fikri var: Bebek, bebekken çok güzel. Peki çocuk ne zaman kendi varlığının farkına varıyor? İşte o zaman enteresan bir çatışma başlıyor gibi hissediyorum. Lütfen çocuğu olanlar, bu yalansa yalan desin ki ben de kaynak olarak götümü bu işin dışında tutayım.
Benliğin farkına varmak. Gözleriyle ellerini takip edip hareketlerini izlemek. Orada olduğunu hissetmek. Sadece kendisini değil, kendisi gibi başkalarının olduğunu da keşfetmek.
İnsan dünyayı, insan gezegenine çevirdiyse, bu sadece zekâsından değil, birlikte organize olup zekâlarını birleştirerek hayatta kalmayı başarmasından kaynaklanır. Bu durumun hangi atamızdan başladığını bilmiyorum ama kesinlikle insanın kendisinden değil, atasından gelen bir özellik olduğunu, amca oğulları maymunlara bakarak görebiliyorum.
Ama yaşam dediğin şey çok bencildir. Buradaki "bencil" kelimesi beni rahatsız etti. Tam tarif etmek istediğim şey bencillik değil, kendi varlığını öncelemek. Fakat bu, yaşamın kuralıdır. Kötü bir şey değildir. Yaşam bunu gerektirir.
Fakat hayatta kalmak için organize olan ve zihnindekileri bir başkasına aktarabilen insan -insan atası- varlığını önceleyebilmek için "istemese de" bazı durumlara evet ya da hayır demek zorunda kalabilir.
Düşünün, bundan 40 bin sene evvel savanda 6 kişilik bir ekiple avlanıyorsunuz. Biri mükemmel, avantajlı avcılık yeteneklerine sahip; lakin kibirinden de geçilmiyor. "İşte ben olmasam hepiniz ölür, aç kalırısınız" -ki haklılık payı da olabilir- "Siz bensiz hiçsiniz."  Bunlar olmuş ve yaşanmıştır. O kadar eski tarihe gitmenize bile gerek yok, savanda avlanmaya bile gerek yok. Hâlâ bu tarz insanlar yok mu? Ama bizim faydamıza olduğu için, gözlerimizle onun gözlerine bakıp en içten gülümsememizi takınıp, içimizden, yüzüne karşı yetiştirilme tarzımıza göre küfürler etmiyor muyuz?
Çok güzel bir atasözümüz var: Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı demiyor muyuz?
Bunu herkes yapıyor değil mi? Azdan çoğuna, çoktan azına; herkes bunu bir şekilde birilerine yapıyor değil mi? Yoksa bunu itiraf ettiğim için ben mi çok faydacı ve iki yüzlü bir insanım, bunu çok merak ediyorum. Gerçekten çok ama çok merak ediyorum. Eğer öyleyse sorun bendedir ve benim değişmem gerekir. Bunu bilmeyi çok isterim.
Ama yok, herkes böyleyse şöyle mükemmel bir soru doğuyor:
Acaba kim ve ya kimler, senin gözlerinin içine gülümseyip içinden yüzüne karşı hangi küfürleri ediyor?
Sen mükemmel, erdemli bir insan olabilirsin. Ama sana acı bir şey söyleyeceğim: bu bakış açısı -gözlerinden ellerine bakıp varlığını fark eden- senin bir yanılsaman. Senin kendinde görmek istediklerin, senin; varlığını fark edip hayatta kalmak için mücadele ederken kendine oluşturduğun personadan başka bir şey değildir. Bu, sosyal bir varlık olan insan için mükemmel bir adaptasyon yöntemidir.
Peki senin kendinde görmek istediklerin nasıl şekillenir, farkında mısın? Annen, baban, doğduğun coğrafya, doğduğun mahalle, doğduğun kültür; tam olarak doğduğun ortam. Sen ufacık zihninle, etrafındakiler senin için bütün iyiliğini istemesine, hiç kötü niyeti olmamasına rağmen, çocuk halinle hayatta kalmak, sevilmek, onay almak, mutlu olmak gibi yaşamsal ihtiyaçların için "onların istediği" gibi birisi olursun. İşte çocukluk böyle bir şeydir. Selam olsun hiç büyümeyen Küçük Prens'e.
Ve çok acayip bir konu anlatacağım. Bence anlayanlar için ufuk açıcı olacaktır. Azıcık farkındalık sahibi bir insansanız -ki herkes aşağı yukarı böyledir- yakın çevrenizdeki eşinizin, dostunuzun, ananızın, babanızın, yani vakit geçirdiğiniz insanların, size göre anlamsız problemleri olduğunu fark edersiniz. Bazen düşünürsünüz: "Niye bu konuyu bu kadar büyüttü ki, şimdi ne gerek var buna?" Sonra bir şey hissedersiniz ama tam olarak cevabı bulamazsınız. Sanki bu durumu karşıdaki görse her şey daha güzel olacakmış gibi bir histir bu. "Bir tokatlansa, kendine gelse, her şey onun için yoluna girecekmiş" gibi hissederiz. Hatta bazen gaflete düşüp bu konuyu karşıdakine söyleriz. Ve işler hiç istediğimiz gibi gitmez; daha da öfkeli, daha da sinirli bir kişiyle karşılaşırız. Burada sen bu konuları açtığın için acayip kötü olursun. Senin için de karşıdaki anlayışsız. 
Peki bu soruyu hiç kendinize sordunuz mu? Acaba benim de böyle saçmalıklarım var mı? Bizim en büyük körlüğümüz burasıdır. Her şeyi biliriz, her şeyi bir şekilde anlarız, her şeye bir yorumumuz vardır. Ama ne kadar kendimize baksak da, suçlu hiçbir zaman biz değil, bir başkasıdır.
Burada kendine, başkasına baktığın gibi bakarsan; aynanın yansımasından gözlerinin içine bakıp, gerçekten bugüne kadar yaptıklarını, öfkelerini, sinirlerini, başarılarını, başarısızlıklarını, neden böyle olduğunu kendine sorarsan, iki şey olur. Ya kendini çok haklı bulur, yaptıklarına ve yapacaklarına aynen devam edersin -ki bunun ucu çok acayip yerlere gidebilir; enteresan bir şekilde bence insanlığın ilerlediği yer de burasıdır- ya da bütün bu olanların sebebinin kendin olduğunu anlarsan, haksız olduğunu tam manasıyla fark edersen: duvarlar yıkılır, perdeler kalkar, renkler daha güzelleşir, sesler anlamlanır. 
Bu, seni; kendini devamlı kendine ve birilerine ispat etmeye çalıştığın sanık koltuğundan kaldırır ve insanlığın bütün bilgi birikimi toplamındaki tanık koltuğuna oturtur. Bu, sadece kendini değil, bütün insanlığı anladığın andır.
Bu, bir insanın yaşayabileceği en iyi deneyimdir. Nokta.
Bakara Suresi, 7. Ayet: "Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de kalın bir perde bulunmaktadır ve onlar için büyük bir azap vardır."