← Tüm yazılar

İki Sınır Arasında

Yazıyı okurken dinlenecek şarkı

Sana bunu adım adım, tane tane anlatsam da anlamayacağını biliyorum. Ben olmadan, yani bunu kendi içinde yaşamadan, bu bilgiye ulaşamayacaksın. Garip bir şey bu. Her şey gözünün önünde oluyor ama kimseye anlatsan da inandıramıyorsun. Burada "Tanrı" fikri çok mantıklı geliyor.
Bir şeyin doğru ya da yanlış, yani iki kutuptan birine ait olduğu fikrinin aslında sonradan kafamıza yerleşmiş bir alışkanlık olduğunu fark ettiğinde, inanılmaz özgür hissediyorsun — tıpkı Neo gibi. Belki gerçekten burası bir simülasyon. Belki gerçekten Tanrı var. Kendimi parçacık fiziğinden dalga fiziğine geçmiş gibi hissediyorum. 1 ya da 0 değil, aradaki sayılardan biriyim artık.
Buraya gelebilmek için vazgeçmem gereken bir isteğim vardı: haklı olma isteğim.
Bilemeyebilirim. Haksız olabilirim. Ve bu, aslında beni tanımlayan bir şey değil. Sisteme göre zaten başarısız biriyim. Ama fark ettin mi, bu da yine bir 0-1 meselesi: ya başarılısın ya başarısız. Bu senin korkun. Oysa şunu yürekten kavradığın an, 0 ile 1'in tek bir işi olduğunu görürsün: sınır çizmek. Ve biz çoğu zaman o sınırların arasında kalan yeri fark etmeden yarım insan olarak yaşarız.
Üstinsan dediğim, burayı yüreğinden hisseden ve elinden geldiğince o sınıra yaklaşmaya çalışandır.
Bunu kitaplarla, sözlerle fark etmek mümkün değil. Bir sürü kitap okuyorsun, film izliyorsun; hepsi aşağı yukarı aynı şeyi anlatıyor. Ama sen sadece anlamak istediğini anlıyorsun, ve onu çok da anlamlı buluyorsun. Oysa anlatılan her hikâye, aslında ana karakterin kendine has hikâyesi. Bunu gerçekten deneyimlemeden anlayamazsın — yine de okumak, izlemek iyidir, faydası vardır.
Bir yerde "sınanmamışlığın kibri" diye bir söz okumuştum. Güzel bir söz. Ama ben bir adım daha ileri gideceğim: "sınansa bile kafası almayacakların kibri." Çünkü bazı gözler o kadar kapalı olabilir ki — bir kısmı bakmayı bile bilmiyor, bir kısmı baksa da göremiyor.
Dünyaya tek bir cümle söyleme hakkım olsaydı, şunu haykırırdım:
İyi ve kötü dediğin şey bir sonuç değil, birer sınırdır. Hayat da bu iki sınırın arasında dans etmektir.