← Tüm yazılar

Hz. Muhammed, Allah'ın en sevdiği kul.

Bu fikri kabul etmem otuz beş yılımı aldı. Ama bugün geldiğim yerde, zihnimde ona yakışacak en güzel sıfatları, en güzel tarifleri arayıp duruyorum. Bin dört yüz yıl önce yaşamış bir insanın selamının sıcaklığını nasıl olur da bugün yüreğimde hissedebilirim? Bir insan, burada değilken varlığını nasıl bu kadar hissettirebilir?
Yaşadığım şey, bir insanın başka bir insana duyabileceği en büyük saygı, en derin bağlılık, en büyük aşk. O derece ki, parti kursa oyumu veririm.
Bu düşünceler zihnimde dans edip beni "kör, sağır ve dilsiz" bırakmak üzereyken aklıma daha tuhaf bir şey geliyor:
Hz. Muhammed'i yaratan tek bir Allah var. Bunu söylediğin an, O'nun büyüklüğü karşısında dizlerinin bağı çözülüyor, Kuran Allah'ın sözü oluyor ve sen teslim oluyorsun. Çünkü teslimiyet yalnızca Allah'a verilir.
İslam'dan anladığım özde bu; özün özü de bu.. Tam da bu yüzden İslam'ın ilk şartı Kelime-i Şahadet getirmektir.
Dikkatinizi çekerim: şahit olmak değil, şahitlik etmek.
İkisi arasındaki fark incecik görünür ama hissiyat kendini hissettirir. Bu farkı kavramak, benim "aracısız" yolculuğumun son durağı. Başrolünü oynadığımı sandığım filmin en şok edici sahnesi.
İşin absürt yanı, salondaki tek izleyici de sensin. O an oturduğun koltuktan kalkıyor, avazın çıktığı kadar bağırıyorsun:
"Şahitlik ederim ki Hz. Muhammed O'nun kulu ve elçisidir! Hey Hz. Muhammed, parti kur, oy verelim!"
Sonra namaza duruyorum ve aklım başıma geliyor:
"Eşhedü en lâ ilâhe illallâh."
Şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur.

Dönüyorum, dolaşıyorum, Allah'ı buluyorum.
Dönüyorum, dolaşıyorum, peygamberi buluyorum.
Dönüyorum, dolaşıyorum, kendimi buluyorum.
Dönüyorum, dolaşıyorum...