← Tüm yazılar

sıfır ile bir arasında

Bunu birine anlatmak, öğretmek şimdilik imkânsız gibi geliyor. Çünkü bu dışarıdan öğrenilecek bir şey değil, ancak içeriden öğrenilir. Yüzmeyi kitaptan okuyabilirsin ama suya girmeden yüzmeyi bilemezsin.
Benim için Allah, sonsuza uzanan zıtlıkların tek bir cevapta buluşmasıdır. Kimisi buna ikilikten birliğe geçmek der. Kimisi "ezelî ve ebedî olan tektir" der, yani başı ve sonu olmayan, tek olan. Bilim insanı tekillikten söz eder; maddeden ve karşı maddeden. Bir başkası var olmakla yok olmak arasındaki çizgiden. Bir yazılımcı ise 0 ve 1 der. Bilgisayar her şeyi bu ikisiyle anlatır, ama ekranda gördüğün fotoğraf ne yalnızca 0'dır ne yalnızca 1. Resim, ikisinin birlikte söylediği şeydir.
Allah bu sonsuz çelişkinin ne bir ucunda ne de öbür ucundadır. O her yerdedir. O her şeyin cevabıdır. Olasılıklar denizinin her anında, her noktasındadır. O her andadır; hem geçmiş hem gelecektir.
Buna ancak yüreğindeki bütün benliği kaldırabilen ulaşır. Ve benlik dışarıdan biri tarafından kırılamaz; onu ancak "onu yaratan" kulun kendisi alt edebilir. Belki de bu yüzden Allah, insana şah damarından bile yakın olduğunu söyler (Kâf Suresi, 16). Yani aradığın kapı dışarıda değil. Hep içeride, en yakında.
"Ben kimim?" sorusunun sonsuza uzanan cevaplarını bir düşün: Birinin evladı, birinin sevdiği, bir mesleğin sahibi, bir fikrin savunucusu, bir öfkenin taşıyıcısı... Bu cevapların hepsini ön yargısız bırakıp tek bir cevaba inebilmek için bütün benliğinden vazgeçmen gerekir yani yukarıda yazdığım her şeyden vazgeçmelisin. Bunu gerçekten yürekten yaparsan öleceksin. Ölmeden öleceksin. Ve geri döndüğünde Allah'la tanışmış olacaksın.
İster çok dindar ol, ister Tanrı'nın varlığını sonsuza dek reddedeceğini düşünen biri. Hakikat için seni sen yapan her şeyden vazgeçmen gerekiyor: bütün öfkelerinden, bütün mutluluklarından, bütün sevinçlerinden, bütün inançlarından. Bütün nefsinden, yani içindeki "ben, benim, bana" diyen sesten.
Bu benim için bir kişisel gelişim değil. Aksine, bir kişisel gerileyiş gibi. Çocukluğuma dönmüşüm, her şeyi yeniden öğreniyormuşum gibi. Bir çocuk "elma" demeyi öğrenir; ben şimdi elmayı yeniden öğreniyorum, ama bu kez ağacını, toprağını, yağmurunu da görerek. Yani bu sefer anlamını bilerek...
Burada yazmayı bıraktım. Çünkü bir şey fark ettim.
Bütün bunları düşünmek, yaşamak, içimde bir yerde "sen özelsin" diye fısıldıyor. Oysa uzaklaşmak istediğim şey tam olarak bu. Benlikten kurtulduğunu düşünmek, benliğin en sevdiği oyun. "Dünyanın en alçakgönüllü insanı" ödülünü almak için sahneye çıkmak gibi bir şey. Delilikle akıl arasındaki ince çizgide duruyormuşum gibi.
Asıl öğrenmek istediğim şu: Bundan sonra hayat nasıl devam etmeli? Anlam, aşk ve mana bütün bedenimde. Ama çok yalnızım. Hiç olmadığım kadar yalnızım.
Bunu bozmadan başkalarına nasıl anlatacağım?
Belki de bu yazı, o sorunun ilk denemesidir.